<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"><channel><title>Ece Dursun – Bağışıklık</title><atom:link href="https://frenolaxivuma.shop/author/ece-dursun/feed/" rel="self" type="application/rss+xml"/><link>https://frenolaxivuma.shop</link><description>Bağışıklık Sistemi Hakkında Her Şey!</description><lastBuildDate>Tue, 01 Feb 2022 16:08:27 +0000</lastBuildDate><language>tr</language><sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod><sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency><generator>https://wordpress.org/?v=6.0.12</generator><image><url>https://frenolaxivuma.shop/wp-content/uploads/cropped-favicon-bagisiklik-32x32.png</url><title>Ece Dursun – Bağışıklık</title><link>https://frenolaxivuma.shop</link><width>32</width><height>32</height></image><item><title>Bütüncül Sağlığa Psikosomatik Bakış</title><link>https://frenolaxivuma.shop/bagisiklik/butuncul-sagliga-psikosomatik-bakis/</link><dc:creator>Ece Dursun</dc:creator><pubDate>Tue, 04 Jan 2022 11:51:30 +0000</pubDate><category>Bağışıklık</category><category>Psikoloji</category><category>bağışıklık sistemi</category><category>Bütüncül Sağlığa Psikosomatik Bakış</category><category>Psikosomatik</category><category>sağlıklı yaşam</category><guid isPermaLink="false">https://frenolaxivuma.shop/?p=7505</guid><description>&lt;p&gt;Kadim öğretilerden, modern felsefeye dek varoluşun niteliği üzerine kafa yoran hemen hemen tüm düşünce akımlarında beden ve zihin arasındaki ilişkinin boyutları büyük yer kaplıyordu. Birbirinden ayrı mı yoksa tek bir bütün olarak mı ele alınması gerekliliği üzerine ortaya atılan teoriler, savlar etrafında genişleyen çembere, psikoloji biliminin de dahil olmasıyla yepyeni katmanlar eklendi. Nitekim zihinsel ve […]&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a rel="nofollow" href="https://frenolaxivuma.shop/bagisiklik/butuncul-sagliga-psikosomatik-bakis/"&gt;Bütüncül Sağlığa Psikosomatik Bakış&lt;/a&gt; yazısı ilk önce &lt;a rel="nofollow" href="https://frenolaxivuma.shop"&gt;Bağışıklık&lt;/a&gt; üzerinde ortaya çıktı.&lt;/p&gt;</description><content:encoded>&lt;p&gt;Kadim öğretilerden, modern felsefeye dek varoluşun niteliği üzerine kafa yoran hemen hemen tüm düşünce akımlarında beden ve zihin arasındaki ilişkinin boyutları büyük yer kaplıyordu. Birbirinden ayrı mı yoksa tek bir bütün olarak mı ele alınması gerekliliği üzerine ortaya atılan teoriler, savlar etrafında genişleyen çembere, psikoloji biliminin de dahil olmasıyla yepyeni katmanlar eklendi. Nitekim zihinsel ve ruhsal etkenlerin, fizyolojik rahatsızlıkların gelişiminde, ilerlemesinde ve tedavisindeki yeri günümüzde Psikosomatik başlığıyla özetleniyor. Terim güncel olsa da başta Doğu öğretileri olmak üzere yüzyıllar boyu süregelen aktarımlar, fikri tartışmalar ve kültürel etkileşimlerin nihai bir paydada buluştuğunu söyleyebiliriz.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Psikosomatik sözcüğü; vücut anlamına gelen “soma” ile ruh anlamındaki “psike” kelimelerinin birleşmesinden oluşuyor. Psikosomatik ise bedensel rahatsızlıkların, duygusal/mental kaynağına işaret eden üst başlığı tanımlıyor.  Bu sınıflandırma bizi; migren, alerjiler, diyabet, tansiyon ve cilt problemleri, bağırsak sorunları, kas-eklem ağrıları, görme bozuklukları, hormonal dengesizlikler, astım, hatta kansere kadar uzanan fizyolojik rahatsızlıkların kökenine güncel bir perspektiften bakmaya davet ediyor. Stres, kaygı, korku, öfke, travma sonrası bozukluk vb. duygu durumlarının bedenselleştirilmesini tanımlayan Psikosomatik yaklaşımın çıkış noktasında ise beden-zihin birliği üzerine tartışmalar yatıyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;İnsan yaşama dair en temel varoluş sorunsalı etrafında Psikoloji, Tıp ve Felsefe disiplinlerini bir araya getiren Psikosomatik görüşün geçmişindeki düşünce sistemlerine baktığımızda Platon’dan başlayan düalistik bakış açısına kadar gidebiliriz. Devamında Aristo tarafından güçlendirilen ve Descartes ile pik noktasına ulaşan Düalizm’e göre beden ve zihin tamamen birbirinden ayrı iki unsur olarak varlığı oluşturur. Mental işlevler ile fiziksel işlevlerin birbirinden bağımsız çalıştığı ve beden-zihnin arasında ayrım olduğu fikrini savunan düalist görüş, bilinç düzeyindeki etkinliklerinin kaynağı ya da sonucu niteliğindeki fiziksel tepkimeleri reddeder. Zihin, bedenden tamamen ayrı bir ruhsal özdür. Bu ikilikçi görüş, günümüzde her ne kadar yaygın bir kabule temas etmese de ardından gelen Monist düşünce ile katı pozitivizmin inşa ettiği altyapının gücünü yadsıyamayız. Her tez anti-teziyle güçlenir, yaşar. Düalizm’e karşıt olarak sunulan Monizm ise bedensel indirgemecilik yaklaşımıyla beden-zihin problematiğinde yeni bir katman sunar. Zihin ve bedeni birbirinden ayırmadan, tek bir madde hâli üzerinden varoluşu tanımlayan görüş ise bütüncül sağlık durumuna ilişkin duygusal ve bilinçdışı süreçleri tamamıyle göz ardı etmeye yatkındır. Pozitivizmin ve tıbbın toplumsal hâkimiyetinin zirveye ulaştığı bu dönemde, nesnel ve indirgemeci tanımlar etrafında tasarlanan hastalık sınıflandırmaları ve tedavi yöntemleri ön plana çıkmıştır. Fakat psikoloji biliminin ilerlemesi ve psikanalizin genel sağlığın bir parçasını tedavi etmeye dair bir yöntem olarak kabul görmesini takip eden süreçte, katı pozitivizm parlaklığını kaybetmiş ve daha bütüncül bir bakış açısına yer açılabilmiştir. İşlevsel Düalizm, tam da iki karşıt görüşün sentezi şeklinde psikosomatik yaklaşımın temelini atmıştır. Sosyal, duygusal ilişkisellik hâlinin bedensel yansımalarını göz önünde bulunduran bu düşünceye göre; beden ve zihin tek bir oluşumun niteliksel açıdan farklı boyutlarını temsil eder. Sıradışı fikirleriyle çığır açan düşünür Spinoza’nın da tohumlarını atmış olduğu İşlevsel Düalizm, fizyolojik rahatsızlıkların kaynağını araştırmada, iyileştirmede ve önlemede psikoloji temelli güncel pratiklerin güçlenmesine olanak tanımıştır. Spinoza’nın deyimiyle; “Duygu derken, bedenin etki gücünü artıran veya azaltan, destekleyen veya köstekleyen, bedenin farklı durumlarını ve bu durumlara dair fikirleri kastediyorum. Zihnin eylem gücünü artıran, azaltan, sınırlandıran veya genişleten her şey, bedenin eylem gücünü de artırır, azaltır, sınırlar veya genişletir.”&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Psikosomatiğin gelişimine alan yaratan yeni ilişkisel yaklaşıma göre insanı çevreleyen duygusal, maddesel bileşenlerden bağımsız ele almak mümkün değildir. Bireyin genel sağlık durumunda belirleyici rol üstlenen unsurlar arasında duygusal stres, mental kondisyon ve ruhsal deneyimler mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Günümüzde bu yaklaşımın savunucularından Dr. Gabor Maté; “Vücudunuz Hayır Diyorsa” başlıklı kitabında, hormonal dengeyi inşa etme sürecinde sinir sistemi ve psikolojik yanıtların etkisini tüm detaylarıyla açıklıyor. Son yıllarda üzerine sıkça konuşulan Psikosomatik görüş; bedenin ve zihnin bütünlüklü yapısından hareketle, genel sağlıklılık hâlini mental durumla ilişkilendiriyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Hastalığı ya da iyileşmeyi fizyolojik kaynaklı, tek taraflı bir maruz kalma tecrübesi olmanın ötesinde değerlendirerek yenilikçi tedavi ve teşhis protokollerinin gelişimine yer açan Psikosomatiğin; Budizm, Şamanizm, Çin Tıbbı gibi doğu öğretilerinin vurguladığı beden-zihin paralleliğini desteklediğini söyleyebiliriz. Bu doğrultuda, bedende tecrübe edilen her şeyin zihinsel, duygusal boyutu ve kimi zaman kaynağı olduğu düşüncesi, 21. yüzyılda bizi, kadim şifa yöntemlerini yeniden değerlendirmeye teşvik etmiştir. Beden ve zihnin ortak çalışma prensibinden beslenen yoga, meditasyon uygulamaları, farkındalık çalışmaları, hareket/beden temelli travma terapisi bugün, psikosomatik bakış açısıyla kol kola ilerliyor. Duygusal stres ve sinir sistemine dair öz-regülasyon bozukluklarının vücutta cisimleşmesine(somatizasyon) yönelik modern tıbbı destekleyici psikosomatik teknikler, bireyi biyolojik bir organizma olmanın ötesinde ele almanın önemini her geçen gün kanıtlıyor. Öz-farkındalık ve bütüncül sağlığımızı korumanın yolunu; zihinden bedene, bedenden zihne akan veriler ışığında aydınlatmak iyi yaşamanın formülü desek yanılmayız. Duygu dünyamızla, sosyal etkileşimlerimizle, zihinsel doğamızla, insan olmanın tüm katmanlarını bedenimizde deneyimleyebilmeyi bir zaaf değil, kazanım olarak görmeye odaklanmak bu yoldaki en büyük desteğimiz olmaya aday.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a rel="nofollow" href="https://frenolaxivuma.shop/bagisiklik/butuncul-sagliga-psikosomatik-bakis/"&gt;Bütüncül Sağlığa Psikosomatik Bakış&lt;/a&gt; yazısı ilk önce &lt;a rel="nofollow" href="https://frenolaxivuma.shop"&gt;Bağışıklık&lt;/a&gt; üzerinde ortaya çıktı.&lt;/p&gt;</content:encoded></item><item><title>TOHUMUN BİLGELİĞİNDEN PAYIMIZA DÜŞEN</title><link>https://frenolaxivuma.shop/bagisiklik/tohumun-bilgeliginden-payimiza-dusen/</link><dc:creator>Ece Dursun</dc:creator><pubDate>Fri, 19 Nov 2021 11:05:07 +0000</pubDate><category>Bağışıklık</category><category>bağışıklık</category><category>sağlıklı yaşam</category><category>yoga</category><category>yoga nedir</category><guid isPermaLink="false">https://frenolaxivuma.shop/?p=7279</guid><description>&lt;p&gt;Hayata ve doğaya dair olup yoga öğretisine atıfta bulunamayacağımız referansların sayısı yok denecek kadar az. Ne kıymetli ki yoga matının üzeri, yaşamın labirentinde kendimizi bulmaya çalışırken bize rehberlik eden bir yol haritası sunuyor. Gerektiğinde kaybolmayı göze almak, çıkışa/hedefe odaklanmamak, aynı yerlerden tekrar tekrar geçmek, her bir anı uyanıklık ile deneyimleyip yoldan keyif almayı araştırmak; tam […]&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a rel="nofollow" href="https://frenolaxivuma.shop/bagisiklik/tohumun-bilgeliginden-payimiza-dusen/"&gt;TOHUMUN BİLGELİĞİNDEN PAYIMIZA DÜŞEN&lt;/a&gt; yazısı ilk önce &lt;a rel="nofollow" href="https://frenolaxivuma.shop"&gt;Bağışıklık&lt;/a&gt; üzerinde ortaya çıktı.&lt;/p&gt;</description><content:encoded>&lt;p&gt;Hayata ve doğaya dair olup yoga öğretisine atıfta bulunamayacağımız referansların sayısı yok denecek kadar az. Ne kıymetli ki yoga matının üzeri, yaşamın labirentinde kendimizi bulmaya çalışırken bize rehberlik eden bir yol haritası sunuyor. Gerektiğinde kaybolmayı göze almak, çıkışa/hedefe odaklanmamak, aynı yerlerden tekrar tekrar geçmek, her bir anı uyanıklık ile deneyimleyip yoldan keyif almayı araştırmak; tam da yoga pratiğinin yaşama pratiği ile örtüştüğü zeminin mihenk taşları.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Varoluşun, doğanın bütüncüllüğü içerisindeki hâllerine dair her türden hikâyeyi sahiplenip kendimize mercek yapmak da bizim elimizde. Örneğin bambu ağacının büyüme öyküsü, kendine has sancıları ve spesifik detaylarıyla epeyce referans vadediyor. Bambuların yetişme süreci, potansiyeli sabırla beslemenin, emeğin, kararlılığın ve hassasiyetin muazzam birleşimini gözler önüne seriyor. Bambu ağacının tohumu ilk ekildiği yıl, herhangi bir filiz vermeden toprağın altında yaşamını sürdürür. Bu esnada tohum devamlı sulanır ve gübrelenir. Tüm bakımının kusursuz yapılmasına rağmen ikinci yıl da toprağın dışına filiz vermeyen tohum, kendi olağan yaşamsal sürecinden geçiyordur. Üçüncü ve dördüncü yıl da güneşe yüzünü henüz göstermeyen tohum, sulanmaya, itinayla bakılmaya devam edilir. Beşinci yılın sonlarına kadar toprağın üzerinde kendisini göstermeyen tohum, artık yeşermeye başlar. Öyle ki altı hafta gibi bir sürede metrelerce boya ulaşan bambu, yılların emeğini bünyesinde taşır. Beş yıllık bir sürede tohum toprağın yüzeyine çıkmasa da gelişimi için gerekli olan mineral ve desteği köklerini gidebileceği en derin noktalara uzatarak elde etmiştir. Bu sabırlı bekleyişin, kök salma çabasının sonunda metrelerce uzunluktaki varlığıyla yaşamını sürdürmek için ihtiyaç duyduğu yatırımı doğası gereği çoktan yapmıştır.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bizler, çoğu zaman doğa ile olan sarsılmaz bağımızı unutup mental ve ruhsal sağlamlığı bambaşka araçlarla temin etmeye çabalıyoruz. Oysa günün sonunda yaşamın tohum ekme, filizlenme, serpilme ve çözünerek dönüşme deneyimlerini kendine has yöntem ve sürelerde kapsadığını kendimize hatırlatabildiğimiz ölçüde özümüzle uyum içinde kalabiliriz. Yoga uygulaması, tüm yaşamsal ve insani işlevlerin varoluşun doğasıyla işbirliği içinde sürdürülebilmesi için bedeni bir enstrüman olarak kullanır. Her bir pozlar dizini, akış ve deneyim, bedenimiz aracılığıyla sinir sistemimiz ve nörolojik kondisyonumuza yeni tohumlar eker. Bu tohumlar farkındalığımızı uyararak mental ve psikolojik altyapımızı destekleyici geri beslemelerde bulunur. Sabır, emek ve disiplin ile yoğurulmuş düzenli bir yoga uygulaması; zamanla ekilen tohumların filizlenmesine, büyüyüp gelişmesine ve benlik toprağımızı kucaklayan sağlam köklere, gövdelere dönüşmesine destek olur. Sanskrit dilinde &lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bījā&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; olarak bilinen tohum metaforuna, meditasyon uygulaması ve uyanışta kalma yolculuğunda sıkça değinilmesinin nedeni de öğretinin temel prensiplerine ilişkin bu pekiştirici rolüdür.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Yogayla yeni tanışanların, o tohumların gerek bedeninde, gerek zihninde bir an önce filizlenip görünür olmasına duyduğu heves, insani olmakla birlikte öğretinin sunduklarına temelden aykırıdır. Yogaya aracılık eden biz öğretmenler, tıpkı bambuların öyküsündeki gibi ekilen her tohumun kararlılık ve azim ile sulanmasına öncülük ettiğimiz, yüzeye çıkanın değil çıkmayanın da kıymetini takdir etmeyi vurguladığımız ölçüde öğrenciye fayda sağlarız. Attığımız adımların, sergilediğimiz çabanın değerini, gün ışığında ne hızla görünür olduğundan ziyade beklentisizliğin verdiği doyumda fark edebilmek yoganın hayatla bütünleşen en değerli pratiği. Bu pratikte bizi uyanık tutan ise meyveyi elde etmeye olan saplantıdan uzaklaşıp tohumu beslemeyi sürdürdükçe, umulmadık bir anda avucumuza bırakılan hediyelerin dönüştürücülüğü.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Yaşamdaki tüm diğer dinamikler gibi burada da madalyonun iki yüzü vardır. Yaşamın akışı içerisinde zihnimize, bedenimize ve ruhumuza ektiğimiz tohumlar yalnızca yararlı olanlarla kalmaz. İyinin ve kötünün bir arada bulunma zorunluluğu gereği beslenmesi gereken tohumların yanı sıra beslenmemesi gereken, filizlendiyse köklerinden sökülmesi için bir hayat pratiği harcatacak tohumlar da içimizde yer edinir. İnsan olmanın doğasından hareketle yararlı olana da işimize yaramayana da alan tutmak bizi farkında olmadan yetiştirdiğimiz zararlı otlarla karşı karşıya bırakabilir. Bu diyalekt içerisinde filizlenmesi gereken ve arınılması gerekenler aynı toprakta, bizim alanımızda büyüyebilir. Tam bu noktada bize hizmet edecek olanın ayırdına varabilmek için yoga güvenli bir liman sunar.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Yogayı gündelik yaşama dahil ettikten sonra fiziksel, mental ve ruhsal kondisyonda bir anda mucizevi gelişimler gözlemlemeye odaklanmak bizi yanlış tohumları sulama tehlikesiyle baş başa bırakır. Egonun yüzeye çıkışı, hedefe bağımlılık, öz-değersizlik ve yetersizlik duygularıyla harmanlanmış tüketici hırsa karşı, öğretinin işaret ettiği çıkış yollarından biri yine sabır ve disiplindir. Yoga lisanında ateş, tutku, çaba anlamındaki Tapas ile ifade bulan bu tutum; hâlihazırda varolan potansiyelin eyleme dönüşme aşamasındaki tetikleyici bileşendir. Mühim olan, içsel olgunlaşma ve dönüşümü, zorluklarla karşılaşıldığında vazgeçmeden yola devam edebilme metanetine borçlu olduğumuz bilgisidir. Tıpkı bambu tohumunu sulamaktan vazgeçmeyen yetiştiriciler gibi sabrı ve kararlılığı yani Tapas’ı, eyleme geçmenin yılmadan, sürekli ve gönüllü bir biçimde devam edebilmesinin anahtarı olarak kullanabiliriz. Yogada Tapas ile vücut bulan ateş metaforu; zararlı otları/tohumları yakarak işe yaramayanı yok etmek, benliğe hizmet etmeyen düşünce ve davranış kalıplarını küle dönüştürmekle kalmaz. Aynı zamanda sarsılmaz bir çaba ve sabır ile sulanan tohumların zamanı geldiğinde gün yüzüne çıkarak bize hayatın ve varoluşun bilgeliğini hatırlatacağını müjdeler. Bizim payımıza düşen ise tohumun yararını filizlenmese de takdir edebilme ve onu kucaklamaya toprağın altındaki köklerinden başlayabilme metanetini gösterebilmektir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a rel="nofollow" href="https://frenolaxivuma.shop/bagisiklik/tohumun-bilgeliginden-payimiza-dusen/"&gt;TOHUMUN BİLGELİĞİNDEN PAYIMIZA DÜŞEN&lt;/a&gt; yazısı ilk önce &lt;a rel="nofollow" href="https://frenolaxivuma.shop"&gt;Bağışıklık&lt;/a&gt; üzerinde ortaya çıktı.&lt;/p&gt;</content:encoded></item><item><title>Senin Yogan, Senin Seviyen</title><link>https://frenolaxivuma.shop/bagisiklik/senin-yogan-senin-seviyen/</link><dc:creator>Ece Dursun</dc:creator><pubDate>Thu, 21 Oct 2021 10:07:08 +0000</pubDate><category>Bağışıklık</category><category>adaptasyon</category><category>bağışıklık</category><category>sağlıklı yaşam</category><category>yoga</category><guid isPermaLink="false">https://frenolaxivuma.shop/?p=7121</guid><description>&lt;p&gt;Çağın getirisi olan başarı ve hedef odaklılık, süreçten ziyade sonuca önem addetme, en kısa sürede en hızlı şekilde yol katetme ve verimliliği sonsuz bir ilerleme ile ölçme eğilimleri; her sektörde olduğu gibi yoga sahnesinde de sıkça karşımıza çıkıyor. Bilhassa yeni başlayan öğrencilerin henüz ilk dersten hangi pozu hangi düzeyde yaptıklarına odaklanması anlaşılabilir olmakla birlikte, sağlıklı […]&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a rel="nofollow" href="https://frenolaxivuma.shop/bagisiklik/senin-yogan-senin-seviyen/"&gt;Senin Yogan, Senin Seviyen&lt;/a&gt; yazısı ilk önce &lt;a rel="nofollow" href="https://frenolaxivuma.shop"&gt;Bağışıklık&lt;/a&gt; üzerinde ortaya çıktı.&lt;/p&gt;</description><content:encoded>&lt;p&gt;Çağın getirisi olan başarı ve hedef odaklılık, süreçten ziyade sonuca önem addetme, en kısa sürede en hızlı şekilde yol katetme ve verimliliği sonsuz bir ilerleme ile ölçme eğilimleri; her sektörde olduğu gibi yoga sahnesinde de sıkça karşımıza çıkıyor. Bilhassa yeni başlayan öğrencilerin henüz ilk dersten hangi pozu hangi düzeyde yaptıklarına odaklanması anlaşılabilir olmakla birlikte, sağlıklı bir pratik inşa etmenin önünde engel teşkil edebiliyor. Diğer bedenlerle biçim, esneklik, güç ve adaptasyon bakımından kendisini kıyaslamaya kadar varabilen bu yaklaşım aslında, içeriden beslenen bir öz-sabotajtan başkası değil. Devamında doğal olarak gelen heves kırılması, öğretinin teorik zeminiyle bağ kuramama, yetersizlik hissi ve nihayetinde vazgeçiş; yoganın ulaşılabilirliği ilkesine ket vuruyor. Kuşkusuz tüm bu sürecin işleyişinde birincil sorumluluk; bu insana özgü motif ve tuzakların içinde kendisini bulan öğrencide değil, yoga uygulamasını net, anlaşılır ve duyarlı biçimde aktarması gereken biz öğretmenlerde.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;İlk yoga dersine giren öğrenci, başta öğretmen olmak üzere tüm gözlerin onun üzerinde olduğu hissiyle bir kaygıdan diğerine düşebiliyor. Kendi bedeninin ve kapasitesinin yeterliliğinden başlayan sorgulamalar, dersin akışında diğerleriyle kıyasa girdiğinde ego kabarışı ya da başarısızlık duygusu şeklinde ilerleyerek zihinde fırtınalara neden oluyor. Onay ve takdir ihtiyacı, başarmaya olan yoğun tutku ile harmanlanınca yoga deneyimi, kişisel bir araştırma olmaktan çıkıp rekabet odaklı bir fiziksel aktiviteye dönüşüyor. Gündelik hayatımızda onlarca rekabet alanının bizi sıkıştırdığı yetmezmiş gibi, yoga dersinde de benzer deneyimlerle ayrılan bir öğrenciyi tekrar yola çekebilmek hiç kolay değil. Bu nedenle biz yoga elçileri olarak yeni başlayan yogaseverleri, mümkün olduğu kadar istikrarlı bir uygulamaya davet edebilmek için kendi zaaflarımızı rehber edinebiliriz. Öğrencinin beklentilerine, ihtiyaçlarına ve potansiyeline kayıtsız kalmadan sağlıklı bir pratiğin inşa edilmesi için evvela seviye ve aşamalara ilişkin keskin yönlendirmelerden kaçınabiliriz. Stüdyolarda, öğrencilere bir yol haritası olması nedeniyle seviye bazlı kurgulanan program ve ders içerikleri, öğrencinin belirsizlik kaygısını nispeten yumuşatabiliyor. Yine de asıl bağ kurma süreci, öğrenci ve öğretmenin yüz yüze geldiği anda başlıyor. Daha önce hiç yoga yapmamış ya da kendi kendisine evde deneyimlemiş bir öğrenci, hangi aşamada olduğuna dair net bir fikir sahibi olmadığı için ne ile karşılacağına ilişkin yeni bir endişe geliştirmeye meyilli olabiliyor. Bu nedenle yogayı öğretmeye aracılık ederken; seviye kavramının temelde öğreticiler için kolaylaştırılmış metodolojik bir ifade olduğunu, öğrencinin hangi seviyede bulunduğunu/bulunacağını belirleyecek olanın, kendi biricik deneyimi olduğunu vurgulamak epey önem taşıyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Çoğumuzun karşılaştığı belli sorular var; “Bu pozu ne zaman yapabilirim?”, “Ben ne zaman o kadar esnek/güçlü olacağım?”, “İlk derse göre nasıldım?” şeklinde liste uzayıp gidiyor. Tüm bu soruların ortak noktası, hedefe odaklanmış bir zihin ve yoga aracıları olarak biliyoruz ki bilinçli farkındalığın önündeki en büyük engel, tam da  bu şimdiyle ve mevcut olanla ilişkisini koparmış düşünce eğilimi. Bu yönelimleri doğal karşılayıp; her bedenin kendine özgü nitelikleri, potansiyeli ve sınırları olduğunu hatırlatarak, ideal bir yoga seviyesi ya da pratik sayacı olmadığını öğrenciyle paylaşmak çok değerli. Yoga yapılan süre, çalışılan teknik, uygulamanın zorluğu ve ulaşılabilen pozlar; kişinin farkındalık katmanında dönüşüme neden olmuyorsa, bedenle/nefesle daha yoğun ve zihinden bağımsız bir ilişki kurmaya teşvik etmiyorsa, bilince ve bedene dair öz-araştırmayı derinleştirmiyorsa, ortaya konan aktivite fizik temelli bir sportif etkinliğe evrilebiliyor. Oysa yoga öğretisinin günümüze aktardığı kadim bilgi, kişinin kendisiyle ilişkisine ve yaşamına entegre ettiği tutumlarda berraklık, dengelilik ve kapsayıcılık vadediyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Patanjali’nin “Tasya Bhumisu Viniyogah” sutrası da, yoga pratiğinde herkes için geçerli tek bir doğru olamayacağını ifade eder. Bireyin kendine has yaşamsal dinamikleri, bedensel, zihinsel eşiği ve potansiyelleri, bütüncül sağlığına dair veriler, sürdürülebilir ve verimli bir uygulama geliştirebilmek için mutlaka göz önünde bulundurulması gereken bileşenlerdir. Bizler yogayı hangi düzeyde öğreniyor ya da öğretiyor olursak olalım; katı ve tekdüze bir uygulama rotası çizmeyi değil kişisel ihtiyaçlar doğrultusunda, ölçülülük ve gereklilik prensiplerini gözetmeyi ön planda tutabildiğimiz oranda fayda sağlarız. Yoga pratiğinin mutlak bir yöntemi ve süresi olmadığı bilgisini özümsemek, her birimizin yolunun biricikliğini, taşıdığı potansiyelleri ve ayrıcalıkları odak noktası yapmak, bu içe dönük keşif serüveninde kendimize ve birbirimize sunabileceğimiz en önemli destek. Öz-kaynaklarını keşfederek kendine has tecrübeni tanımlamaya başladığın bu yolculuğun ayırt edici niteliği, kazanıma değil dönüşüme odaklanması. Bu nedenle uygulamada “ilerlemek” ya da “ileri seviye” bir pratik inşa etmeyi nihai kazanç olarak görmek, kişiyi yalnızca hedefli zihin sarmalına hapsediyor. Yogada ileri seviyenin anlamı; zor ve ulaşılmaz görünen pozları yapabilmek değil, içinde bulunduğun akışta ya da pozda nefesinle dengeli bir bağ kurabilmek ve bedensel duyumların sesini daha net algılayabilmektir. Tükenircesine ve bedene şiddet uygularcasına girip çıkılan form ve akışlar, kişiyi, bedeninin ihtiyaçlarını ve yönelimini tanımaya başlamaktan uzaklaştırıyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Yoga pratiğinde kişinin seviyesini belirleyen en temel bileşen, pozlar ve akışın içerisindeki rahatlığı ve sağlamlığıdır. Patanjali’nin sutralarında “Sthira Sukham Asanam” ifadesiyle vurguladığı bu alanı inşa edebilmek için her aşamanın beden hafızasında farkındalığa dair bir kayıt bıraktığını gözden kaçırmamak oldukça mühim. Bu “rahat ve sağlam” alanı keşfedebilmenin yolu; dengeli bir efor, fiziki sınırlarına saygılı bir idrak, potansiyelini kucaklayıcı bir tutumdan geçiyor. Biz yoga aracıları olarak derslerimizde bu bileşenleri sıklıkla hatırlatarak hem öğrencinin kucaklanmış ve desteklenmiş hissetmesine alan açabilir hem de kişisel hedeflerin kıskacından kurtulmasına destek olabiliriz. Bir öğretiyi hasarsız ve sürdürülebilir eksende aktarırken empati ve duyarlılığı öğretme pratiğine dahil etmek, öğrencinin tavır ve algısında kesinlikle kayda değer bir fark yaratıyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a rel="nofollow" href="https://frenolaxivuma.shop/bagisiklik/senin-yogan-senin-seviyen/"&gt;Senin Yogan, Senin Seviyen&lt;/a&gt; yazısı ilk önce &lt;a rel="nofollow" href="https://frenolaxivuma.shop"&gt;Bağışıklık&lt;/a&gt; üzerinde ortaya çıktı.&lt;/p&gt;</content:encoded></item><item><title>Meditasyon ve Beyin Aktivitesi İlişkisi</title><link>https://frenolaxivuma.shop/wellness-onerileri/meditasyon-ve-beyin-aktivitesi-iliskisi/</link><dc:creator>Ece Dursun</dc:creator><pubDate>Thu, 01 Jul 2021 08:36:35 +0000</pubDate><category>Wellness Önerileri</category><category>beyin aktivitesi</category><category>meditasyon</category><category>sağlıklı yaşam</category><guid isPermaLink="false">https://frenolaxivuma.shop/?p=6721</guid><description>&lt;p&gt;Yoga ve meditasyon uygulamasının, New Age kişisel gelişim furyaları arasından sıyrılıp, arkasına nörobilimin desteğini alarak her geçen gün parlamaya devam etmesi bu kadim öğretinin sürdürülebilirliği açısından hepimiz için çok değerli. Zamanın ruhu ve çağın getirileri bakımından içedönük her tür bireysel çalışmanın, salt spiritüel çatı altında ele alınıyor olmasının yarattığı handikap, meditasyon ve farkındalık pratiklerinin bilimsel […]&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a rel="nofollow" href="https://frenolaxivuma.shop/wellness-onerileri/meditasyon-ve-beyin-aktivitesi-iliskisi/"&gt;Meditasyon ve Beyin Aktivitesi İlişkisi&lt;/a&gt; yazısı ilk önce &lt;a rel="nofollow" href="https://frenolaxivuma.shop"&gt;Bağışıklık&lt;/a&gt; üzerinde ortaya çıktı.&lt;/p&gt;</description><content:encoded>&lt;p&gt;Yoga ve meditasyon uygulamasının, New Age kişisel gelişim furyaları arasından sıyrılıp, arkasına nörobilimin desteğini alarak her geçen gün parlamaya devam etmesi bu kadim öğretinin sürdürülebilirliği açısından hepimiz için çok değerli. Zamanın ruhu ve çağın getirileri bakımından içedönük her tür bireysel çalışmanın, salt spiritüel çatı altında ele alınıyor olmasının yarattığı handikap, meditasyon ve farkındalık pratiklerinin bilimsel zeminini etkileyemiyor ne mutlu ki. Siz de meditasyonun gündelik yaşamda nasıl fark yarattığına dair deneyimleri daha somut bir mekanizma ile açıklamaya ihtiyaç duyuyor olabilirsiniz. Son yıllarda bu konuda giderek artan bir hızla birbiri üzerine gelen araştırmaların kanıtladığı şekliyle; meditasyon ve beyin kimyasının, uzun vadede ise beynin nöroplastik yapısının değiştiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu sürecin işleyişine dair sunulan veriler ise hem nörobilim hem de yoga/meditasyon dünyası adına epey doyurucu ve mühim.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Beynimizin düşünme ve eyleme geçme reflekslerini dönüştürebilme kabiliyetimiz doğrultusunda, meditasyon pratiğine ayrılan sürelerle beynin farklı bölümleri arasındaki organizasyonu olumlu yönde etkileyebiliyoruz. Beynimizin kabaca 3 bölümlü yapısını oluşturan; ilkel/sürüngen beyin, orta beyin ve ön beyin arasındaki görev dağılımını ve sinir ağları kaynaklı iletişimi yeniden düzenleyebiliyoruz. Vücudun temel fonksiyonlarından (solunum, nabız vb.) ve içgüdüsel tepkilerinden sorumlu alt/ilkel beyinden başlayarak dış duyular ile motor kontrolün merkezi orta bölüme ve rasyonel işlevleri içeren neokortekse uzanan etki alanıyla meditasyon uygulaması, gündelik yaşamdaki tavır ve düşünce kalıplarımızı tamamen değiştirebiliyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Düzenli bir meditasyon pratiğinin ilk etkilerini, ‘savaş/kaç’ refleksinden sorumlu amigdalanın aktivitesindeki azalma ile deneyimliyoruz. Evrimsel psikolojide atalarımızın her daim tetikte kalmasına yardımcı olan ve hayatta kalma içgüdümüzü şekillendiren amigdalanın etkinliğindeki stabilite ve yavaşlama, gündelik yaşam içerisindeki duygusal ve fiziksel tetikleyicilere karşı dayanıklılık kazandırıyor. Buna istinaden stres hormonu kortizolün seviyesindeki düşüş de bizi tepkisellik hâlinden uzak tutuyor. Düzenli meditasyon ile güçlendirilmiş bir beyindeki orta bölümde ise dışa dönük duyusal algımızda daha berrak bir filtreleme mekanizması, buna yönelik motivasyon ve alışkanlık yöneliminin verimliliği gözlemleniyor. En geç gelişen ön beynin günlük yaşamda problem çözme, karar verme, sosyal iletişim, sorumluluk ve farkındalık gelişimi vb. süreçlerini yöneten prefrontal korteks bölümü ise meditasyon sayesinde tümüyle yeniden şekillendirilebiliyor. Düzenli meditasyonun teşvik ettiği bilinçli farkındalık hâli sayesinde, olaylar karşısında geliştirdiğimiz davranış kalıplarını ve duygusal tutarlılığımızı yeniden sistematize ederek sinir iletim ağlarını olumlu şekilde yapılandırabiliyoruz. Stres ile baş etme kapasitemizi güçlendirmenin yanı sıra subjektif yerine objektif düşünceyi baş role taşıyan ‘mindful’ tavır; beynin gri madde denilen hafıza, öğrenme ve bilişsel beceri kaynağını da besliyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Yoga ve meditasyonun ardındaki nörobilimsel dayanak ile ilgili çalışmalarıyla tanınan Nörolog Sara Lazar ve ekibinin Harvard Tıp Okulu ve Massachusetts General Hospital’da gerçekleştirdiği araştırmanın sonuçları şimdilik bu konudaki en kapsamlı içeriği sunuyor. Düzenli meditasyon uygulaması yapan deney grubunun, 8 hafta sonundaki beyin aktiviteleri ile yapmayan grup arasında 5 farklı bölgede kayda değer değişiklikler bulan ekip; yoğunlaşmanın şu kısımlarda olduğunu not ediyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;1-Bilinç akışı ve öz farkındalık ile ilgili olan posterior singulat kortekste.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;2- Öğrenme, bellek, duygusal düzenleme ve algılamaya yardımcı olan sol hipokampüste.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;3- Temporal parietal kavşak (TPJ) denilen merhamet, persfektif alma ve empati ile ilişkili bölgede.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;4- Düzenleyici nörotransmitterlerin çoğunlukla üretildiği beyin sapının Pons adı verilen alanında.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Giderek artan sayıda araştırmanın da gösterdiği biçimde, düzenli meditasyon pratiği spiritüel bir uygulamaya indirgenemeyecek denli biyolojik temeller üzerinde yükseliyor ve beynin biyokimyasal yapısından, plastik yapısına dek kapsamlı bir alanda fonksiyon gösteriyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Görüyoruz ki; beyindeki sinir hücrelerimiz nöronların birbirleriyle kurdukları iletişim kanallarını yeniden organize edebilmek ve beynimizin nöroplastik yapısının yardımıyla gündelik hayata adapte edilebilen bir mental egzersizi yaşamımızın rehberi yapmak bizim elimizde. Tüm bu verilerden hareketle, meditasyonu kişisel uygulamalarımızın bir parçası haline getirmeyi tekrar tekrar denemeye değer.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a rel="nofollow" href="https://frenolaxivuma.shop/wellness-onerileri/meditasyon-ve-beyin-aktivitesi-iliskisi/"&gt;Meditasyon ve Beyin Aktivitesi İlişkisi&lt;/a&gt; yazısı ilk önce &lt;a rel="nofollow" href="https://frenolaxivuma.shop"&gt;Bağışıklık&lt;/a&gt; üzerinde ortaya çıktı.&lt;/p&gt;</content:encoded></item><item><title>Genetik Mirasın Pozitif Halkası</title><link>https://frenolaxivuma.shop/wellness-onerileri/genetik-mirasin-pozitif-halkasi/</link><dc:creator>Ece Dursun</dc:creator><pubDate>Mon, 31 May 2021 11:23:56 +0000</pubDate><category>Wellness Önerileri</category><category>epigenetik</category><category>epigenetik nedir</category><category>sağlıklı yaşam</category><guid isPermaLink="false">https://frenolaxivuma.shop/?p=6520</guid><description>&lt;p&gt;Hayatta kalabilme yetimizi oluşturan, büyüten ve şekillendiren genetik geçmişimiz, yalnızca fiziksel hastalık/sağlık hâliyle tanımlanan canlılar olmadığımızın en mühim kanıtı. Son yüzyılın en kayda değer tıbbi gelişmelerinden sayılan epigenetik biliminin keşfi ile atalarımızdan aldığımız mirasın, hücreden zihne ve doğrudan psikolojik kondisyonumuza etki ettiği ispatlandı. Epigenetik; stres, travma, psikolojik rahatsızlıklar, açlık, kuraklık ve benzeri çevresel faktörlerin kalıtımsal […]&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a rel="nofollow" href="https://frenolaxivuma.shop/wellness-onerileri/genetik-mirasin-pozitif-halkasi/"&gt;Genetik Mirasın Pozitif Halkası&lt;/a&gt; yazısı ilk önce &lt;a rel="nofollow" href="https://frenolaxivuma.shop"&gt;Bağışıklık&lt;/a&gt; üzerinde ortaya çıktı.&lt;/p&gt;</description><content:encoded>&lt;p&gt;Hayatta kalabilme yetimizi oluşturan, büyüten ve şekillendiren genetik geçmişimiz, yalnızca fiziksel hastalık/sağlık hâliyle tanımlanan canlılar olmadığımızın en mühim kanıtı. Son yüzyılın en kayda değer tıbbi gelişmelerinden sayılan epigenetik biliminin keşfi ile atalarımızdan aldığımız mirasın, hücreden zihne ve doğrudan psikolojik kondisyonumuza etki ettiği ispatlandı.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Epigenetik; stres, travma, psikolojik rahatsızlıklar, açlık, kuraklık ve benzeri çevresel faktörlerin kalıtımsal rolünü araştıran ve teorize eden bilim dalı. Kuşaklar boyu ebeveynlerin maruz kaldığı yaşam koşullarının, içinde bulundukları yoğun fiziksel/mental gündemlerin, DNA dizisinde değişim yaratmadan da gen ifadesinde değişikliğe neden olan mekanizmaları tetiklediği gerçeği, sosyal bilimler dünyasında da ses getirdi. Bünyemizde kalıtımsal rolü olan etmenlerin, direkt olarak bireyin çevresel şartlarıyla doğru orantılı ilerlediği bilgisinin keşfiyle dış faktörlere bağlı mental ve davranışsal eğilimlerin önemi de fark edilir oldu. Olumsuz koşulların varlığını ön planda tutarak hayatta kalma stratejilerini en başarılı şekilde pratiğe dökebilmiş negatif düşünce guruları olan ataların torunları olduğumuz gerçeği gibi; taşıdığımız mirasın içerisinde kuşaklarötesi ebeveynlerimizin alışkanlıklarını, düşünme biçimlerini, uygulama yöntemlerini ve hatta duygusal yönelimlerini bugüne getirdiğimiz bilgisi bize yepyeni kapılar açmaya muktedir. Epigenetik hafızamızın, gündelik rutinimizden, yaşam boyu davranış ve tutumlarımıza kadar etkili olduğunu kabul ettiğimizde bizden sonraki jenerasyonlar için çok daha verimli halkalar olmak üzere kendimizle çalışmanın önemini derinden kavrayabiliriz.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Sahip olduğumuz biricik genetik formülün, DNA dışındaki etkenler yoluyla kontrol edilebilir olması, bugün post-modern bireyler olarak bizi, etrafımızdaki bileşenlerle ilişki geliştirme şekillerimizi masaya yatırma konusunda teşvik ediyor. Çevresel faktörler ve bizim onlarla iletişimimizi, bağ kurma yöntemlerimiz olarak özetlediğimiz olguları daha detaylı açıklayacak olursak; yediklerimiz, içtiklerimiz, maruz kaldığımız hava kirliliği, kanserojen içerikler, sigara/alkol/uyuşturucu kullanımı, fiziksel aktivite rutini, psikolojik ve bedensel stres, bulaşıcı hastalıklar, korku, kaygı, öfke gibi gündelik pratiğe kalıcı biçimde yerleşmiş her türden etkeni sayabiliriz. Tüm bu koşulların sarmaladığı hayatta kalma metodlarımızı gözden geçirip; elimizde olmayan koşullarla ilişkimizi yeniden organize etmek, elimizde olanları değiştirmek ve zorunluluklarla olan bağımızı sürdürürken mental ve duygusal verimliliğimizi optimum seviyede tutacak uygulamalara günlük rutinimizde yer vermek, epigenetik mirasımızı şekillendirmede rol oynuyor. Bu alanda özellikle yoga ve meditasyon çalışmalarının, psikolojik ve fiziksel stresin ve travma sonrası bozuklukların etkilerini azaltmadaki paha biçilmez katkısı, şimdiden pek çok araştırmanın konusu olmuş durumda.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Epigenetik hafızamızın getirilerini bilinçli bir farkındalıkla değerlendirmeyi deneyebilme ve bırakacağımız mirasın olumlu dönüşümünde payımızın olabilmesi potansiyeli psikoloji dünyasından yoga dünyasına dek bir çok alanda heyecan yarattı. Nörolojik yatkınlığımızın ilkel düzeyde yalnızca hayatta kalabilme üzerine kurulu olduğu gerçeği bizi, olumsuz deneyimlerin olumlu deneyimlerden daha güçlü ve kalıcı şekilde aktarılabildiği bilgisine ulaştırıyor. Ve fakat burada zinciri kıracak ya da yeniden formalize edecek olan bireyler olarak biz; gelecek nesillerin kalıtımsal temellerine verimli taşlar koyarak kolektif bilince katkı sağlamanın yollarını açıyor olabiliriz. Sinir sistemi ve zihin yapısı üzerindeki etkileri kanıtlanmış, meditasyon ve bilinçli farkındalık ile yoğrulmuş bütüncül bir yoga pratiği, bizi ilkel beynin güdülerinden uzaklaştırarak mental ve duygusal tutumlarımızı dönüştürecek güce sahip. Bunun genlerimiz düzeyindeki yansımasını henüz geçen yüzyılda keşfediyor olsak da olası sonuçları hayal ettiğimizde, kendi şifamız yolunda çalışmak için yogaya adanmaya değer.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Ram Dass’ın unutulmaz sözlerinden birini de böylece hatırlamanın tam yeri: “Senin için hiçbir şey yapamam, kendi üzerimde çalışmak dışında. Benim için hiçbir şey yapamazsın, kendi üzerinde kendi üzerinde çalışmak dışında.”&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a rel="nofollow" href="https://frenolaxivuma.shop/wellness-onerileri/genetik-mirasin-pozitif-halkasi/"&gt;Genetik Mirasın Pozitif Halkası&lt;/a&gt; yazısı ilk önce &lt;a rel="nofollow" href="https://frenolaxivuma.shop"&gt;Bağışıklık&lt;/a&gt; üzerinde ortaya çıktı.&lt;/p&gt;</content:encoded></item><item><title>Hücreden Zihne Dengeyi Ararken</title><link>https://frenolaxivuma.shop/wellness-onerileri/hucreden-zihne-dengeyi-ararken/</link><dc:creator>Ece Dursun</dc:creator><pubDate>Thu, 15 Apr 2021 08:01:02 +0000</pubDate><category>Wellness Önerileri</category><category>denge</category><category>sağlıklı yaşam</category><category>yoga</category><guid isPermaLink="false">https://frenolaxivuma.shop/?p=6293</guid><description>&lt;p&gt;Her birimiz yüzyılın en kayda değer günlerine tanık oluyoruz; bir devrin inşa olması nasıl ki birkaç seneye sığmıyorsa elbette “yeni sistem” olarak dilimize düşmeye başlayan düzen de 3-5 yılda varoluş sürecini tamamlamış olmayacak. Ancak rasyonel zihnin, bilimsel ve sosyolojik öngörülerin ötesinde, tüm post-modern toplum bireyleri olarak derinden hissettiğimiz bir dönüşüm var ki adına şimdilik “yeni […]&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a rel="nofollow" href="https://frenolaxivuma.shop/wellness-onerileri/hucreden-zihne-dengeyi-ararken/"&gt;Hücreden Zihne Dengeyi Ararken&lt;/a&gt; yazısı ilk önce &lt;a rel="nofollow" href="https://frenolaxivuma.shop"&gt;Bağışıklık&lt;/a&gt; üzerinde ortaya çıktı.&lt;/p&gt;</description><content:encoded>&lt;p&gt;Her birimiz yüzyılın en kayda değer günlerine tanık oluyoruz; bir devrin inşa olması nasıl ki birkaç seneye sığmıyorsa elbette “yeni sistem” olarak dilimize düşmeye başlayan düzen de 3-5 yılda varoluş sürecini tamamlamış olmayacak. Ancak rasyonel zihnin, bilimsel ve sosyolojik öngörülerin ötesinde, tüm post-modern toplum bireyleri olarak derinden hissettiğimiz bir dönüşüm var ki adına şimdilik “yeni normal” demiş bulunduk. Nehrin yatağı değişti ve şimdi su, farklı bir yöne doğru akıyor. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Küresel dil birliğiyle “yeni normal” dediğimiz gelecek süreç aslında; norm kelimesinin Eski Yunanca’da köken aldığı ölçmek, göstermek ifadelerinin nitelediği gibi önceden belirlenmiş bir denge/düzen çerçevesinde bir araya gelme beklentisi içermeye devam ediyor. Evrenin tüm kurallarıyla üzerine kurulu olduğu kavram; denge. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;İlk yanılgımız ise dengenin sabitlikten geldiğini düşünmek olduğu için küresel bir sağlık krizi, hepimizi rotasından çıkartmaya yetti. Oysa denge; her şeyin olduğu gibi kalması hâlinin aksine, zıtlıklar arasında gidip gelen değişkenliği, bir spektrumu tanımlar. İyi haber; insan, doğadaki tüm diğer canlılar gibi varoluşu itibarıyla bu spektrum dahilinde doğru seçimleri yapmaya, yaşamını sürdürmek için dengeyi kendiliğinden bulmaya meyillidir. Kötü haber; bu eğilim gereğince ortaya konan her eylem ve düşüncede, kapsayıcı bir farkındalık düzeyi bulunmazsa elimizdeki her ne ise -duygu, istek, beklenti- ona yapışıp kalarak dengeyi bulacağımızı zannederiz. Oysa zihnimizin ve bedenimizin doğası, hâlihazırda kendisine en verimli olanı seçecek, değişen koşulların içerisinde seçimlerini revize edecek ve dengesini bulacak donanıma doğuştan sahip. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Tam burada Doğu öğretilerine paralel düşünce sistemi bakımından Batılı filozoflar arasından sıyrılan Baruch Spinoza’nın armağanı “conatus” terimi devreye giriyor. Spinoza, rasyonalist felsefe geleneğini kırarak Doğu düşüncesine ve spiritüalizme, teolojinin tuzağına düşmeden bu denli yaklaşabilmiş ilk Avrupalı düşünür olması nedeniyle ayrıcalıklı bir yere sahip.  Tanrı kavramını doğa ile özdeşleştirdiği ve insanı, aklın mülkiyetiyle sınırlamayan, metafizik kökenli varoluş yaklaşımı; psikanalist düşünür Erich Fromm tarafından Zen Budizm’in sınırlarına dahil edilir.   &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;İnsan doğasına ters olan bütün tutkuların patolojik olgular olduğunu ileri süren Spinoza; ortaya koyduğu “conatus” terimiyle, bedenin ve zihnin kendi özüne/doğasına dönmesini temel alan sürekli eğilime vurgu yapar. Bu varoluşu sürdürme çabası, aslen biyolojide çok yalın bir şekilde öğrendiğimiz hücrelerin iç dengesini koruması anlamına gelen homeostazinin psikolojik bir türevidir. Beden ve zihnin, duygu ve düşüncelerin, birbirine bağlı çalıştığını savunan Spinoza; conatus ile doğuştan sahip olduğumuz bir iç düzenleyiş mekanizmasını ifade eder. Fiziki varlığını gözeten bir insanın zihni, bu olma çabasını olumsuzlayacak bir fikir içeremez; aksine, bedensel çabanın ideada karşılığı her daim vardır. Bu bağıntı çift taraflıdır ve beden de zihnin ihtiyaçları doğrultusunda iç dengesini sürdürmeye devam eder. Ona göre insan, bilincinde olsun ya da olmasın conatusuna aykırı davranamaz. Tüm canlılar gibi doğamız gereği sahip olduğumuz bu dengeyi bulma eğilimi, kriz zamanlarında ve dış koşulların yıkımı/dönüşümü sürecinde geliştirdiğimiz üst düzey adaptasyon yeteneğimizin ta kendisidir. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Son 6 aylık dönemde; adaptasyonun ruhsal, zihinsel, bedensel tüm yönleriyle hemhâl oldukça doğamıza hem uyumlu olanı hem de zıt olanı keşfetmede, dengeyi yeniden kurmada epey yol almış olabiliriz. Bedenin conatusu ile zihnin conatusu birlikte çalıştığı için bu eşgüdümlülüğü verimli hale getirecek ve bilinci de işin içine dahil edecek her türden eylem, adaptasyonu hızlı ve nispeten sancısız kılıyor. Yoga ve meditasyonu bu eylem listesinin tepesinde konumlandırmak, azımsanmayacak bir öneme sahip. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Spinoza’nın, “Bedenin eyleme gücünü arttıran, azaltan, destekleyen ya da engelleyen her şey zihnin düşünce gücünü arttırır, azaltır, destekler ya da engeller.” önermesiyle işaret ettiği yol; tam da bizim yoga öğretisinde üst sıraya yerleştirdiğimiz beden-zihin farkındalığıyla kesişiyor. Mindfulness becerisinde öne çıkan uyanıklık hâlinin, insanın, conatusuna kulak vermesiyle yetkin kılındığını söylersek yanılmış olmayız. Duygu ve düşüncelerimizi, kapsayıcı bir tavırla gözlemlememize vesile olan meditasyon uygulamaları; doğamızın işleyişinde varolan dengeye ulaşma eğilimini yani conatusumuzu farkındalıklı bir şekilde çalıştırmamızı sağlıyor. Böylece; istenç, ihtiyaç ve eylem üçgenini, uyanık bir bilincin çatısı altında şekillendirebilme şansı doğuyor. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Nöroloji ve Psikoloji profesörü Antonio Damasio’nun “zihinsel bağışıklık uzmanı” olarak nitelediği Spinoza’nın felsefi yaklaşımı, elbette hem geneli itibariyle hem de conatus özelinde çok daha katmanlı ve derin önermeler içeriyor; ve fakat spiritüalist unsurları sistematize ederek geliştirdiği düşüncelerinin bize hatırlatmaya çalıştığı ipuçları var. İç kaynaklarımızı dışsal koşullar ne olursa olsun koruyabilme, iç dengemizi kesintisiz şekilde düzenleyebilme yetisini doğasında taşıyan varlıklar olduğumuz gerçeğini unutmamalıyız. Tıpkı Buda’nın “Sekiz Aşamalı Yüce Yol”unda sunduğu gibi; ruhsal sağlığın veya bozukluğun, yaşam biçimini belirleyen doğru ya da yanlış motivasyonlara bağlı olduğunu savunan Spinoza, varoluşumuzun özündeki eğilimin kapısını açık tutmamızı öneriyor. Bu kapının anahtarı ise yüzyıllardır ortada. Beden-zihin-ruh bütünlüğüne teslim olma, bilinçli farkındalık ekseninde yaşama/düşünme pratiği sunan yoga; sadece bedenin değil, zihnin de bağışıklığını güçlendiriyor. Her anlamda dengeyi sağlamanın yolu, bu güçlü bağışıklıktan geçiyor. Bunun bilinciyle, dönüşüm ve yıkımdan korkmadığımız bir “yeni normal” inşa edebilmek ise ilk eşiğimiz olsun. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Kaynaklar ve İleri Okuma:&lt;br /&gt;
–	Spinoza, Benedictus (Baruch). Ethica. Alfa Yayıncılık, 2014&lt;br /&gt;
–	Fromm, Erich. Psikanaliz ve Zen-Budizm. Say Yayınları, 2000&lt;br /&gt;
–	Fromm, Erich. Olma Sanatı-Oto-Analiz, Öz-Farkındalık ve Meditasyon Üzerine. Say Yayınları, 2017&lt;br /&gt;
–	Damasio, Antonio. Spinoza’yı Ararken. ODTÜ Yayınevi, 2018&lt;br /&gt;
–	Hanh, Thich Nhât. Buda’nın Öğretisi. Okyanus Yayıncılık, 2002&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a rel="nofollow" href="https://frenolaxivuma.shop/wellness-onerileri/hucreden-zihne-dengeyi-ararken/"&gt;Hücreden Zihne Dengeyi Ararken&lt;/a&gt; yazısı ilk önce &lt;a rel="nofollow" href="https://frenolaxivuma.shop"&gt;Bağışıklık&lt;/a&gt; üzerinde ortaya çıktı.&lt;/p&gt;</content:encoded></item></channel></rss>